25 Haziran 2011 Cumartesi

i'm not done with you...

after words
and long goodbyes...
tears and lies
at the end of the day.

an early night
and madness rains...
the moon pulls your dreams
and the pressure fades.

and now,
the final encore,
a last farewall.
the fantazy is over,
the spirit flies away...


18 Nisan 2011 Pazartesi


Bu akşam ağaçların sarı ışıkları gölgelediği yollarda yürüdüm.
Sigaramın dumanını havanın sisine kattım bu akşam.
Işıklar arkadaşım, yollar benim oldu.
Sarı ışıkların çehresini aydınlattığı yollar,
altın yollar.



9 Nisan 2011 Cumartesi

Birazcık geri gidelim şöyle a canlar.
Geri dediğim nostalji olandır, gericilik başka bir nanedir.
Nostalji dediğim dünyanın en güzel sesli en güzel kadını olan Françoise Hardy zamanları değildir, o nostalji başka yazının konusu.
Nostalji demişken Nostalghia diye de film vardır ama ondan da bahsetmiyorum.
Sizlere bu yazıda Santuri Ethem Efendi'den bahsedeceğim.
1926 yılında yangında ölen bu zat vatanı kurtarmamış olabilir(kurtarmış da olabilir bilmeden konuşuyorum) ama longalarıyla nice geceleri kurtardığından şüphem yok.
Benim gecemi şenlendiren longalar altta saçma isimlerle arzı endam etmekteler a dostlar. Birer kuple tıklayınız hele:

longa longa şişeler canlar: tık!
lunga lunga şişeler için: tık!
ringo star longa: tık!
tosunpaşa benim!!: tık!

Masaları kuralım badeleri dolduralım artık dostlar güzel olmaz mı?

23 Mart 2011 Çarşamba

Ülkemizde internetin fişini tutan insanlar bence bütün bunları sırf şu işler azcık daha heyecanlı olsun diye yapıyorlar. Yoksa neden gündüzleri kapalı olan blogger geceleri açılır ki? Blog yazarlarının kendilerini gündüz normal insan gece süperkahraman hissetmelerini sağlayan güzel insanlar. İyi tutun o fişleri. Aman bırakmayın.
Kendimi bildim bileli güzel günlerde yanımda olup,
beni hiç yalnız bırakmayan,
bahar nezlesi...
Kışın bir kere bile hasta olmamış şu bünyeyi
yanında altılı tuvalet kağıdı paketi olmadan sokağa çıkartmayansın.
Kreşte beni ısıran Berk gibisin.
Beni sevdiğini biliyorum.
Ama lütfen bunu böyle gösterme.
Nolursun bak.

22 Mart 2011 Salı

Bugün neşeli yazı günü,
kötü havaya rağmen,
ve diğer sıkıcı şeylere.
Belki sen bu yazıyı okurken yağmur yağıyor olacak,
veya güneş de açabilir,
konumuz bu değil.
Bugün neşeli geçmesi gereken bir gün,
belki sen bu yazıyı "bugün" okumayacaksın,
veya sen bu yazıyı hiç okumayacaksın...
Bak yine söylüyorum konumuz bu değil.
Gerçekten bu değil.
Bugün bizi ilgilendiren tek bir konu var:
Bugünün neşeli geçmesi gereken bir gün olduğu.
Peki güzel yazı...
Benim niye bu kadar uykum var allahaşkına?
Bugün "bugün" değil mi?
"Her mutsuzluğun ötesinde yine yaşam bekler,
ama insana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak.
Yoksa... Hangi balık boğmuş kendini;
Hangi serçe atlamış damdan.."

19 Şubat 2011 Cumartesi

Durağan yolcularız uzakların hayalini kuran.
Hızla uçan kuşlarız bir kere olsun kanat çırpmadan.
Binbir güzelliklerini gören dalgıçlarız derin suların.
Dur durak bilmeden resim yapan, şiir yazan,
ve yorulmak bilmeden yanlış yapan, hayal yıkan, ümit kıran...


"
saw you riding on a moon cloud,
saw you walking on a whirlpool,
from the corner of my eye,
i saw you.

saw you sitting on a sunbeam,
in the middle of my daydream,
oh my lady fantasy,
i love you.
                                                                                                                                        "
They tell me you're searching for a new place.
They tell me tomorrow will have a true face.
They say that i don't understand,
when you speak of your summertime land.
Just slow yourself down, i'm coming along.



Yan masada tüm dünyaya güldüğünü duyurabilen adamlar oturur. 
Güldükleri birşey yoktur.
Onlar sadece dünyaya gülerler.
Ben ise yazı yazarken klavyenin tuşlarına arkada çalan müziğe göre basılmasını severim,
yan masada tüm dünyaya güldüğünü duyuran insanlar varken,
oturduğum masada şairlerden konuşulmasını.
O zaman boş bakarım işte.
Ya da gıcık gıcık bakarım.
Bakmayı bilmediğimdendir.
Bu yazı da "Slow yourself down" sever mesela.
Nasıl sevmesin ki yazarı severken,
tuşlara müziğe göre basmayı,
ve kendini "Slow yourself down"a bırakmayı?



You tell me your dreams have been broken,
and not enough words have been spoken.
The time has come to see it through.
Slow down 'coz i'm coming with you.
Just slow yourself down, i'm coming along.






tık...


Birden özleyiveriyorsunuz.
Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
siz çarşaflarınızın arasında,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
birer birer ateşleyiveriyor.
İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
ona dokunmak...
Onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi.

Özlemek, o yakıcı istek,
bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Özlediğiniz ise çok uzaklarda.
Yanında olmasını istediğiniz halde
yanınızda olmayan bir tek kişi,
yanınıza bile yaklaşmadan,
hatta onu özlediğinizden
ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
bütün hayatı,
bütün görüntüleri eritip,
başka kılıklara sokuyor.
                                                                                                                           "
                                                                                                                                                                                                  
 

7 Ocak 2011 Cuma

run away, run away.
      run away.
            just one second,
                  and i was left with nothing.
                         her fragrance still pulsating through damp air.
                                                                  that day came to an end.

                                                                  and she had lost in me, 
                                                                                her credence.
Başında çobanı bile olmayan sürü gibiler.

Yine de herkes kendinin çoban köpeği olmuş tepelere sürüyor kendini.

Yokuşa sürmesin insanlar kendi kendilerini. Otursunlar bir yamaca.

Aşağıdaki yolu izlemek nasıl da keyiflidir arkanda koca dağ varken.

Ama onlar bilemeyecekler

Koştursunlar kendilerini.

Yorsunlar.

Ben yamacımda oturmuş, yine yolu izliyor olacağım.

Hiç dağın tepesine bakmadan

O tepeye kimler koşturuyor merak etmeden.

Koyun olup tepeye koşacağıma

Kendim olur otururum bir köşeye

Bence koyunlar uzağı pek göremez.

Benimse lenslerim bile var.