19 Şubat 2011 Cumartesi

Durağan yolcularız uzakların hayalini kuran.
Hızla uçan kuşlarız bir kere olsun kanat çırpmadan.
Binbir güzelliklerini gören dalgıçlarız derin suların.
Dur durak bilmeden resim yapan, şiir yazan,
ve yorulmak bilmeden yanlış yapan, hayal yıkan, ümit kıran...


"
saw you riding on a moon cloud,
saw you walking on a whirlpool,
from the corner of my eye,
i saw you.

saw you sitting on a sunbeam,
in the middle of my daydream,
oh my lady fantasy,
i love you.
                                                                                                                                        "
They tell me you're searching for a new place.
They tell me tomorrow will have a true face.
They say that i don't understand,
when you speak of your summertime land.
Just slow yourself down, i'm coming along.



Yan masada tüm dünyaya güldüğünü duyurabilen adamlar oturur. 
Güldükleri birşey yoktur.
Onlar sadece dünyaya gülerler.
Ben ise yazı yazarken klavyenin tuşlarına arkada çalan müziğe göre basılmasını severim,
yan masada tüm dünyaya güldüğünü duyuran insanlar varken,
oturduğum masada şairlerden konuşulmasını.
O zaman boş bakarım işte.
Ya da gıcık gıcık bakarım.
Bakmayı bilmediğimdendir.
Bu yazı da "Slow yourself down" sever mesela.
Nasıl sevmesin ki yazarı severken,
tuşlara müziğe göre basmayı,
ve kendini "Slow yourself down"a bırakmayı?



You tell me your dreams have been broken,
and not enough words have been spoken.
The time has come to see it through.
Slow down 'coz i'm coming with you.
Just slow yourself down, i'm coming along.






tık...


Birden özleyiveriyorsunuz.
Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
siz çarşaflarınızın arasında,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
birer birer ateşleyiveriyor.
İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
ona dokunmak...
Onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi.

Özlemek, o yakıcı istek,
bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Özlediğiniz ise çok uzaklarda.
Yanında olmasını istediğiniz halde
yanınızda olmayan bir tek kişi,
yanınıza bile yaklaşmadan,
hatta onu özlediğinizden
ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
bütün hayatı,
bütün görüntüleri eritip,
başka kılıklara sokuyor.
                                                                                                                           "